Bir kadının ölümüne tutkusu : Anna Karenina!!!



“Mutlu aileler hep birbirine benzer ama mutsuz ailelerin hepsinin farklı mutsuzluğu vardır…”

Tolstoy’un , bir kadının “ölümüne tutkusunun” anlatıldığı meşhur Anna Karenina ‘sı işte bu cümleyle başlar.  

Hollywood’un son zamanlarda senaryo sıkıntısı çektiği ve  umutlarını  eski klasik romanlara bağlamış olduğu aşikar. Ancak klasik romanların günümüz uyarlamalarıyla bize sunulmalarına kendi adıma çok mutluyum.

Tolstoy’un  dünya klasikleri arasında yerini alan en ünlü romanlarından Anna Karenina’da ünlü senarist Tom Stoppard tarafından beyazperdeye uyarlanmış ve Joe Wright’ın yönetmenliğinde sinemaseverlerin beğenisine sunulmuş. Filmin başrollerinde  Keira Knightley,  kocası rolünde Jude Law (tanımakta zorlansam da) ve sevgilisini oynayan  Aaron Taylor-Johnson var.

Filmin konusuna gelirsek; (çok bilinen bir eser olduğundan yazmakta sakınca görmüyorum hala bilmeyen varsa bu paragrafı okumasın:) 
Yaptığı evlilik sonrası kendini Rus sosyetesinin  içinde bulan genç ve güzel Anna,  bir yolculuk sırasında tanıştığı  genç ve soylu bir adama aşık olur. Genç Kont Anna’yı  bir gölge gibi takip etmeye ve  kur yapmaya başlar. Sevgisiz ve monoton evlilik hayatından sıkılmış olan Anna bu ilgiye kayıtsız kalamaz , genç kontla aşk yaşamaya başlar. Sevgilisinden hamile kalır ve kocasına onu aldattığını ve başkasına aşık olduğunu itiraf eder: ancak kocası itibarının sarsılmaması için boşanmayı reddeder ve onu affeder. Anna herşeye rağmen ihtişamlı hayatı geride bırakıp aşkının  peşinden gider.Ancak yarattığı skandal nedeniyle toplumdan dışlanır bu da onu kıskanç ve huysuz bir kadına dönüştürür. Uğruna herşeyini kaybettiği sevgilisinin artık kendisini sevmediği düşüncesi de eklenince bunalıma girer ve intihar eder. 

Okuduğum yorumların büyük bölümü olumsuz olsa da, bana göre son zamanlarda seyrettiğim en güzel filmlerden biri. 
Son derece farklı bir prodüksiyonla, farklı bir çekim tekniğiyle hazırlanmış. Nefis görselleri var. Müzikler çok başarılı. Hele dans sahnelerine bayıldım. 

Anoreksik durumunu çok sevmesem de Keira Knightley’in güzelliği insanı büyülüyor. Kıyafetleri ve mücevherleri muhteşem. Jude Law yakışıklı hallerini bir kenara bırakmış, oldukça karizmatik. Aaron Taylor-Johnson ise başta yadırgadım ancak rolüne çok oturmuş, insanda her an terkedip gidecekmiş hissi yaratıyor.

Kısaca, yorumlara aldanmayın, önyargısız gidip izleyin.

admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.